İnsanlar,
Hangi dünyaya kulak kesilmişse
Öbürüne sağır...

8 Nisan 2010 Perşembe

Zaman!...


Zamanın birinde bir yerlerde, gözlerin değmediği yemyeşil çimlerin üstünde koşarken zaman, takılıvermiş aklına; ben kimim, neyim, nereden geldim, nereye bu gidişim? Kimdir sahibim ya da neyin sahibiyim?

Demiş tamam.

Ne edeyim? Bir plan çizip, ona muvafakat edeyim.

Derken, duruvermiş birden, başlamış düşünmeye ve düşünmeden gülümseyivermiş ılık rüzgarı kulaklarında hissederken.

Sonra bir gülme sesi... Açmış hemen gözlerini, bakmış o yana ki güneş de gülümsüyor; zira aynı rüzgar onun kulaklarını da gıdıklıyor.

Göz kırpıp güneşe başlamış yine düşünmeye, kapalı gözlerle ve tatlı gülüşüyle...

Demiş ki; sanırım şudur ilk görevim, her şeye hak ettiği kadar bölünmeliyim. Bir anda gözlerinin önüne serilivermiş bölünebileceği her şey. Ama içi birden öyle kötü olmuş ki, açıvermek ve bu düşünceden vazgeçmek gelmiş içinden. Sonra ne olduysa, açmamış; devam etmiş düşünmeye. İçi kötü olmuş zira öyle bir şey varmış ki; Ona kendini tümüyle ayırsa hatta artsa artsa, çoğalsa kendini tamamen ona verse yine de onun hakkı verilmezmiş.

Ancak O çok merhametliymiş ve zamandan bunu istememiş. Sadece çok az bir bölümünü kendisine ayırmasını söylemiş, gerisinde de iyi işler yapmasını istemiş.

Çok şükretmiş. Hatta bunun üstüne kendisi de şükrünü göstermek için birazını daha bırakmış orada.

Oradan ayrılınca karşısına bu dünyayla alakalı işler çıkmış. Anlamış ki bu dünyada yaşayabilmek için de biraz bölünmesi gerek. Orada da bırakmış bir kısmını; hatta biraz da fazla bırakmış ama abartmamış. Çünkü zaten çok da değilmiş zaman! Tabi bu önceki gibi olmamış, şükrünü îfâ etmek için bölündüğünde, herkes için bölünmüş. Ama bu sefer kime aitse hepsine göre farklı farklı bölünmesi gerekmiş. Kimi erkekmiş evini geçindirecekmiş, kimi kadınmış ev işleri onu beklermiş, kimi öğrenciymiş okula gidermiş, ders çalışırmış… Çeşit çeşit insan, çeşit çeşit görev, çeşit çeşit bölünüm…

Zaman bunun farkına varmış ama şunu da hiç unutmamış; hangi işe bölünürse bölünsün ya kişiye ya da topluma faydası dokunacak şeylere bölünecekmiş. Bunu ana esas kabul edip çıkmış yola…

Eh, tabi zaman doğru bölününce hem insanlar mutlu olmuş, hem de toplum refah bulmuş, zaman da köşesine kurulmuş. Gel zaman git zaman bu bir alışkanlık olmuş. Zaman etrafına bakmış, zamanını bol sanıp da har vurup harman savuran kimse yokmuş.

30 Mart 2010 Salı

Su!..


Su ...

yumuşak ve serin

tatlı ve şirin

ferah ve narin

huzur ve sevgin

büyük ve engin

küçük ve zengin

zarif ve eşsizdir su...


Kaynadığı zamansa

yakar ve acı verir

bozar ve eritir

bazense öldürür su...

26 Mart 2010 Cuma

çok yaktın canımı..

bu sefer çok acıdı..

çok...

duvardan duvara vurdum kendimi..

geçsin diye..

dişlerim gıcırdadı..

savaştı..

dövüştü..

aldı beni ağlarına..





korktuğum başıma geliyor..

yaşamak istemiyorum..

ki öldü bir yanım..



neden aşkıma tercih ettin..

nefretimi...

neden öldürdün beni..

neden yapıyorsun bunu bana..

neden..

neden..

neden.... :(

Bu sana son sözüm olsun!


küstüm hayata...

küstüm..

gidiyorum işte

uzaklara..

çok uzaklara..

kalbimin kuytu köşelerine çekiliyorum

siniyorum

kimsesiz bir kuş gibi...


ağlıyorum

böğürerek..

tutamıyorum hıçkırıklarımı..

depremlerle yıkılıyorum..

bir tsunami geliyor

gözlerim sahil...


hangisini tutayım?

sağanak yaşları mı

böğürtüyü mü

kulaklara kadar esnemiş ağzı mı

salyayı mı

sümüğü mü...

hangisini tutayım?


küstüm..

küstüm işte..

gidiyorum...

çok uzaklara..


gömüyor beni..

toprak!

öldüm ben..

onunla iyi vakit geçir..

keşke benimle geçirseydin...

ELVEDA!..

11 Mart 2010 Perşembe

Şşş!...


hava kapalı
yağmur da var hafif
çiseliyor ara sıra
kesif mi kesif

çatlamaya yüz tutmuş topraklarım
toprağım, topraktanım, toprağayım,
çağlar bir bıraksam dudaklarım
ama tutmak zorundayım
dişlerim ve parmaklarım...

arsızlığa yer yok ki yüreğimde hiç kızarmayayım
erkekliğin yüzdesini bilmem ki koşup kaçayım
düşünmemezlik mübah değil ki saçıp savurayım
belli ki çeneme bir kement vuracağım.

yüreğime geceler gerek dizgin misali
kusmam gerek, zihnim bulandı bir hayli
ortalığı batırmadan bir yer seçmeli
belki de içime etmeli...
her zaman ki gibi...

3 Mart 2010 Çarşamba

Oradayım!..


cümleler kurdum kalbimden süzülen
kelimeler gördüm yüreğinden sökülen
gündüzlerim karanlıktı sensiz geçen
hatırlardım o gözlerini, kalbimi delen.

şimdi ordayım, yine tam da kalbinde
düşünceyi kuşatan o engin denizde
bir kayıp gemiydi, artık ellerinde
al içine, yer var mı tatlı yüreğinde.

2 Mart 2010 Salı

Sonbahar yaprakları!


çıldırmış sanki bütün sonbahar yaprakları
bir kadınmış gibi
dans ediyor rüzgarla
hiç utanmadan
dalların gözyaşlarına aldırmadan

bırakıyor yüzü koyun
sanki seven o değilmiş
ölürcesine bağlanan o değilmiş

senden ayrılırsam ölürüm diyen başkasıymış gibi...

süzülüyor bir yaprak çıldırmış gibi
kendini rüzgarın soğuk ellerine bırakmış
süzülüyor,

süzülüyor sanki huzuru tadıyor gibi

gün ağarıyor, güneş ağlıyor
karışıyor denizin gözyaşları dallarınkine...

her şeyde bir gözyaşı

nedir bu Allah aşkına
neden bu yaprak

bu kadar habersiz, bu kadar leyla
kaptırmış kendini rüzgara...

yaprak saf
rüzgar nankör ve hain
hani nerde insaf

çakıldı yere yaprak

rüzgar bakmadı ardına
çekip gitti bambaşka diyarlara

geriye kalansa...

sadece göz yaşı
dallar
ve yaprakta..