İnsanlar,
Hangi dünyaya kulak kesilmişse
Öbürüne sağır...

26 Ocak 2010 Salı

7ıval!


في ضميري امواج تحرقني

والصبا لا يقدر ان يبردني

و يحاول قلبي ان يتنفس في

ولكن الامواج متغلب عليه

ويغرق في بحر الهموم


فقامت الهموم تتفرج عليه

وكادوا غارقين في الضحك

ولم يسر هذا غير همومي

الحزن أحاط كل العالم


لست عارف

ربما مات قلبي ربما نامَ

ولكنني أعرف

لا يتنفس الانَ

25 Ocak 2010 Pazartesi

I'm Istanbul!


Today Istanbul was full up with snow
the sky was mother and it's its daughter
where is Istanbul, snow didn't know
who lives, who leaves, who is lover.

O! endless snow pay attention!
here is Istanbul, city of lover
fall down there quite politely
'cause it's a garden of "flower".

Istanbul is cold today
and white
looks like a dead man
and will look
till a red rose blooms
in its heart...

Istanbul
is obliged to red rose.

Kar tanesi!...


Kar mıdır aşkın kurbanı yoksa sen mi?
Yoksa bir kar tanesi misin sen,
Soğuk aşkın sıcağıyla yanıp tutuşan?...

Bir su damlası
Bütün damlaların arasında
Lakin tek başına
Bir sevdiği var; soğuk
Ve bir amacı var..
O da kar...

Acaba...
Aşkın kurbanı hep daha mı güzelleşir?
Yoksa bu kara mı mahsustur?
Karların da lisanı var mıdır?
Karlar birbirine değmez derler,
Acaba nasıl bir duygudur?
Sen hiç karlara değdin mi?
Ya da konuştun mu onlarla?
Deniz kadar güzel mi konuşur karlar da?

...Bilmiyorum...

Amma hissediyorum, ne bileyim;
Su aşkından yanar buz olur ya,
Hedefine ulaşmıştır bir kere,
Lakin;
Ademi de soğuk ademiyetindedir

Soğukla var olur,
Soğukla yaşar,
Yokluğunda ölür...

Yapayalnız
Bir başına
Bir kıyıda
Yok olur gider...

Kimseye farkettirmeden,
Acısını sinesine çekerek,
Aşka bile hissettirmeden,
Ademiyetteki yerini alır usulca.

...Her kar gibi...

...Ben gibi...

Harika!


Annesiyle kartopu oynayan bir çocuğun sevinci

Ve çığlıkları...

Yankısı henüz gitmedi kulaklarımdan

Ne mutluluk verici!..

24 Ocak 2010 Pazar

Bu'det!..

BU’DET

Uzaklığın yakınlığınla bir değilmiş, anladım bugün. Bu’det daha da bir düşünceli kılıyormuş insanı. Daha da bir kötü ediyormuş içini.

Anlamadım ki; ikisinde de yalnızım halbuki, ikisinde de susuz. Nedendir bu karanlık göğsümü kaplayan, kafamı zonklatan, canımı sıkan… gelsen de bir rahatlasam. Koşsam kollarına… hayallerimde! Sarsan beni sıcaklığınla kollarına ve hiç bırakmasan. Üşümeme müsaade etmesen hiç. Siper etsen beni kurşunlara… ve tutsan… kurşunları ellerinle…

Bıraksan elindeki o gülleri, düşse üzerime ve öldürecek olan gülümsetse beni. O yumuşak dokunuşlar yanaklarımda süzülse ama hiç inmese. Nolur baksan bana, açlığa susamış gibi, daha önce hiç görmemiş gibi ya da ne biliyim ölümden korkar gibi…

Zannetmem… bakan bakmış, bakılan hakeza.

Ne oldu, ne bu ye’s, kurudun mu ki… can çekilmedikçe can candadır korkma.

Peki hadi can can değilse, o zaman naparım…

İşte o zaman kurursun.

Ne demişler; Can can çıkarsa can canda ola; can can çıkmazsa can candan çıka…

Hayat bu, zorlar insanı. Hayat bu!.. koparır gülü dikeninden, hiç de acımaz. Titrek bakışlar atarken uçaaar gider. Ne uçtuğuna acır ne uçurduğuna…

Hayat görevini iyi yapıyor. Peki biz yapıyor muyuz!! Düşün taşın karar ver. Yapacağını yap, yapmayacağınla uğraşma, asla boşa vakit harcama. Hayat senden kaçsa da sana ihtiyacı var unutma.

Ama benim de ihtiyaçlarım var,
Deme ey gönül, senin ihtiyacın ihtiyaçları karşılamakta, can ile can olmakta…

The tongue..


اللسان

ان السماء عاجزة عن اتساعي

و ما عاد الارض تحمل جسدي

وقف الليل يحتل نهاري

ليست الكلمات بكافية على هواك


هل اللسان بقادر على التحدث عنك

او يستطيع التكلم عن غيرك

لا شك لم يعد التفكر غيرك

و لا الحكاية عنك حق هواك


اسكدار20.05.2009/